Image Hosted by ImageShack.us ADALET VE SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARINI İZLEME PLATFORMU - Blogcu



ADALET VE SOSYAL GÜVENLİK SORUNLARINI İZLEME PLATFORMU

Sayın Cem Uzan a iletilmek dileğiyle‎

2/6/2007 (Kategori: MAKALELER-IM)
“Tüm güç halkta toplanır ve halktan gelir; yetkili
kişiler halkın vekilleridir; halk için çalışırlar;
halka karşı her zaman sorumludurlar.”
      Virginia İnsan Hakları Bildirgesi
 

                    Sayın Başkan ...
      Öncelikle içten selam,sevgi ve başarı dileklerimle başlamak istiyorum sözlerime..
      Öteden beri sizi ve partinizi heyecanla  izlediğimi ve belkide gerçekten yeni bir vizyon
ve anlayışla halkı iktidar yapacak kişi ve parti  olabileceğinizi ümit ediyorum
      Çünkü bu ülkede demokrasinin ne olduğunu unutalı çok oldu...hatta bunu bizim milleti-
miz hiç bir zaman göremedi demekte yersiz olmayacaktır..Halkın önüne koyulan 2-3
sandık ve yine 2-3 kişinin tayin ettiği seçenlerin(seçmen), hemen hemen hiç tanımadığı,
550 milletvekilinin halkın temsilcisi olduğu ve bu şekilde temsilcilerimizi şeçiyor olduğumuz
oyunu/aldatmacası hiç değişmedi ülkemizde...
    Ve her seçim sonrası uyandığımızda başımıza "ağa"lar ve efendiler seçtiğimizi gördük
sürekli olarak...
    "Büyük ve üstün meziyetler"i ile kendini halkın velinimeti sanan...
    Çoğu mesleksiz yada mesleğini doğru dürüst yapamayan,bir anda herşeye sahip olmak
hakkını(veya yüzsüzlüğünü) kendinde gören bitirim "efendiler" imizi seçip daha çok
" başımıza ayaktakımını getirdiler " meğer diye dövünüp durduk  hep...
    Oysa bize demokrasiyi,“halkın, halk tarafından, halk için yönetimi” şeklinde anlatırlar
-dı-...Şimdi bakıyorum,hangi lider, yalnızca vekalet görevini ve hizmet etme hevesini
 üstlenmiş "halkın vekili"ne benziyor...
   Hepsi,kimleri milletvekili atayayım da dahada "yüceltileyim"derinde...
   Vekilliğe soyunanların hangisi vekaletini istedikleri millete gidiyorlar....Hiçbiri '..
tamamı parti başkanlarının kapısında yatıp,bir yolunu bularak parlementoya girerek,
milletin varlıklarından nasıl birşeyler aşırırız sevdasındalar...Bu kesinlikle içler acısı bir
durum hatta utanılası bir rezaletide maalesef aştı artık....
    Ve bundan hepimiz bıkıp usandık artık....
    "illallah"
    Böyle devlet ve böyle demokrasiyi istemiyoruz  artık ....
    Hiçbir zamanda istemedik aslında ama mecbur kaldık ve hiçbir insanda istemez...
“Maalesef çok az insan, devletin kendi parası ve aynı şekilde kendine ait bir gücü olmadı-
ğını anlamıştır. Devlet, sahip olduğu gücü toplumdan alır ama (bizde olduğu gibi)  zamanla
verilenden ve gereğinden çok daha fazlasını gaspeder oldu yüce devletimiz..
Biz artık gaspedilen hakkımızdan ve gücümüzden  bıkıp usandık hatta nefret eder hale
geldik..
   Ve artık biz önümüze koyulanlar  arasından asla ve bir daha "efendilerimizi" seçmek
istemiyoruz...
    Artık bize gerçekten hizmet etmek ve bizi gerçekten temsil etmek isteyenleri...
    Ve gerçekten biz seçmek istiyoruz..
Bu anlamda siyasi partiler kanununu kökünden değiştirip çöpe atacak bir temsilci-lider
bekliyoruz tükenen ümidimizin son demleriyle...
Tıpkı dün diğer partilerin yaptığı gibi,bugünde  AKP den birisi vasıtasıyla kamu
kurumlarına gitmeyen hiçbir vatandaş gerçek bir insan muamelesi görememekte yada
gerekli bilgi ve işlemlerini bir vatandaşlık hakkı gibi yaptıramamaktadır..Kısaca ,
herzaman olduğu gibi bugünde "Efendilerimiz" ne kadar uygun görürse o kadar ilgi
görmekteyiz kamu alanında..
   Vatandaşa hizmet için seçilmiş siyasilerimiz ve "devlet büyüklerimiz" gerçektende
kendilerini başımıza gelmiş bir lutüf gibi görme alışkanlığını birtürlü terkedememektedirler...
Bunun adına ya artık demokrasi demeyelim yada bunu baştan sona değiştirelim istiyoruz.
   Şüphe yokki,sizinde belli bir stratejiniz ve belkide bir "reklam" usulu olarak başvurdu-
ğunuz bazı çarpıcı sloganlarınız, bugüne kadar sürekli aldatılmış ve ahmak yerine
konulmuş  halka, geçmiş dönemlerde yapılan "boş vaatlerin" daha da büyüğü şeklinde
lanse edilmekte ve çoğu kez bunu böyle algılamaktadırlar..
   Bunları ne denli revize etmek gerekir tam olarak bilmiyorum ama bunların yanında daha
çarpıcı halka daha anlamlı gelebileceğini düşündüğüm,ve içi dolu olarak sorunlarımızı
kollektif bir işbirliği ile nasıl çözebileceğimize dair akılcı önerilerle halkın karşısına çıkıp
anlatarak sloganların içlerini doldurmak gerektiğine inanıyorum...
    Bunun yanısıra dahada çarpıcı bir söylemide ekleyelim....
    Gelin beraberce-elele, demokrasinin kimin hakimiyetinde olması gerektiğini
anlatalım halkımıza...
    Gelin yönetimin sahibinin kendileri olduğunu/olması gerektiğini haykıralım avazımız
çıktığınca....
    Gelin topyekün bir çözüm ve kökten bir değişim önerelim....
    Halkın kendi kaderini tayin etme hakkını onlara vermek istediğimizi...
    Buna sahip çıkmalarını bağıralım meydanlarda....
    İnanın iktidarın ve tarihe kazınmanın yolu, bu halk adına meydan okuyuş ve halkı
bağrınıza basmaktan geçecektir....
    Halka kendi kaderini tayin etme hakkını sunalım....
    Yani zaten olması gerekeni....
          GERÇEK DEMOKRASİYİ...
       GERÇEK HALKIN YÖNETİMİNİ........
     Bu içtenlikle...
     Yüreklilikle..
     İnanarak yapabilirse  eğer...
     Emin olunuzki herşey yerinden oynatılabilir ....
     Yada bütün uydurmaca oyunun kurallarını topyekün çöpe atıp milletle birlikte yerine
yenilerini koyacağımız bir anayasa "toplum sözleşmesi" ve milletin vicdanında yankı
bulacak kanunları/kuralları hep birlikte yeniden ve kökten oluşturmak isteğimizi
duyuralım halkımıza ;
     Heyecan ve hevesle...
     Ve kahramanca,
     Evet.... Hugo Chavez misali...........
 
    
    Çok "hikmetli ve bilinmez" şeyler söyleyecek değilim ama...
    Öncelikle halkın duygularını ifade etmeyi ve bununla  birlikte ülkeme bir nebzede olsa
katkı yapabilirmiyim hevesiyle kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum sizlerle...
    Şu an ülkede olup bitenlere herkes gibi bende bakıyor ve son derece üzülüyorum
elbet....
    İsraf ve savurganlıkların, rüşvet ve yolsuzlukların,zorbalık ve adaletsizliğin kaynağı olan
bir devletle yüz yüzeyiz....
                   Bir yanda....
    Daha çok bir korkutma/kandırmaca ve gözboyama sanatının öne çıkarıldığı siyaset
meydanlarında oynanan  bir hokkabazlık ve cinali oyunu....
    Toplumsal sözleşme olması gerektiği söylenen ve toplumun hangi değerlerine, hangi
mutabakatlarına uyduğu; neşekilde ve halkın hangi kesimince ve kim tarafından
hazırlandığı bilinen yada bilinmeyen bir sözleşme olan herekesin eleştirdiği bir
Anayasa.. ..
    Son derece derme çatma,uzun,dili bile anlaşılmaz ve karmaşık yasalar ve normlar...
    Her partide köşeyi tutmuş mesleksiz,açgözlü-doymak bilmez "halkın temsilcileri" ve
bitirim delegeler..
    İki kişinin tayin ettiği bir TBMM...
    Sayın Merhum Ecevit in duygularını ve eski bir hevesini tatmin etmek için rica -minnet ,
üçkişinin atadığı bir cumhurbaşkanı....
    Baştan aşağı yolsuzluk kokan ve ihalelerin önceden kime verileceği noterlerde tespit
ettirilip alenen bilinen ,demokrasinin çekirdeği olması gereken soygun mahalline dönmüş
mahalli yönetimler..
    İmar planlarını önceden haber alıp ona göre biryerler kapma sevdasında veya planları
kendi mülklerine nasıl uydurup, biranda değerlerini 3-5 hatta 10 katına çıkarıp "helal"
kazanç elde etmek sevdasında yanıp tutuşan belediye meclis üyeleri....
    Yada imar palnlarından doğan belediye paylarını nasıl paylaşacağı derdine düşmüş
çoğu "islam adaletine gönül vermiş" din büyüklerimiz ...ulemalarımız...
    Veya hazine arazilerine nasıl konulabileceğini şaşırmış,"gırtlağından yetim hakkı ve
haram lokma geçmemiş"  hacılarımız,hocalarımız...molllalarımız...
    Seçim arifesinde, kendilerini milletvekili olarak nasıl tayin ettireceğinin hesaplarıyla
uykusuzluk çeken binlerce işbilir-işbitirir "halk hizmeti için yanan tutuşan" devlet büyükleri
    Yada...bir garip insan tiplemeleri...
                  Diğer yanda ise,
   Çözüm bekleyen,  yarı aç yarı tok milletin sorunları...
   Hergün akan kan,gözyaşı ve çekilen kahırlar...
   Milyonlarca işsizin kaybolmak  üzere olan akılları...
   Okuluna bir parça ekmekle gitmeye çalışan milyonlarca küçücük yavrularımız...
   AB gümrük birliğinden yanıp kahrolmuş,çin tehtidinden kapanmaya hazırlanan işyerleri...
   Kimsenin adam yerine bile almadığı "demokrasinin-yönetimin dayanağı" yüce milletimiz....
   Yıllarca süren ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bu traji komik durumdan bıkıp usanmış
hatta tiksinmiş ve  umududa değerleride köksüzleşmiş ve tüketilmiş nerdeyse işe yaramaz
posa haline dönüştürülmüş koca bir milletiz artık...
   Her seçimde veya her hal-u karda siyasilerin bir mazareti,söyleyecekleri bir şeyleri olmuştur...
   Her zaman herşeyi çözeceklerine dair vaat ve sözleri asla bitmemiştir.
   Toplum sürekli bir oyalanma ve bu durumla nasıl başedeceğini bilememenin çaresizliği
içinde şaşkın ve bitkin...
   Adeta "memleketin bütün kaleleri zaptedilmiş"
   Bundan çıkış yolu,şu yada bu kanunu veya şu veya bu anayasa hükmünü değiştirmek
değildir diye eminiz artık..
   Buradan çıkış yolu,demokrasinin ne olup ne olmadığını ve yönetim hakkının  halkın
olduğunu bilen anlamış,ve icra edecek  topyekün bir değişime öncülük edecek yürekli bir
lider ve birikimli kadrolarıdır...
    Herzaman ülkemizde bir kahraman-kurtarıcı- gerekli olmuştur ....
..
   Yürekli....iyiniyetli....hakkı yenmenin acısını bilen.......tokgözlü ve gözüpek biri...
   Türk milleti adına karar veren adli makamlar...
   Gücünü halktan alan siyasi parti şefleri...
   Silahlı kuvvetler...
   Zengin klupleri...
   Hepsi kendi derdinde...
   Hepsi kendi alanlarını  ve asla hakları olmayan güçlerini genişletme çabasında...
   Bütün yetki ve gücün asıl sahibi olan, halkın ne düşündüğü ne istediği kimsenin
umurunda değil...
   Bunun neresi demokrasi  anlamak yada rejimin adını değiştirmek istiyoruz.
   İnanıyorumki diğer liderlerin tamamından çok daha açık sözlü,çok daha mert  
ve sorunlara çözüm üretmede daha pratik ve beceriklisiniz....
   Yine inanıyorumki,iyi bir program ve proje ile dahada sürükleyici,toparlayıcı olabilir..
daha yüksek bir destek bulabilirisniz.
   Bunun için öncelikle parti nin amacı,idealleri,metodu daha derin ve halkla yakınlaşmayı,
bütünleşmeyi daha sıcak bir şekilde gerçekleştirmesi gerekir kanaatindeyim.
            Bu inanç ve ümitle...
   Bende kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak ,belki bir katkı yapabilirim endişesiyle,
fikirlerimi anlatmak gereğini duyuyorum...ve üstelik bende milletini seven bir insan olarak
toplumun mutluluğuna kendi çapımda bir katkı yapmayıda ayrıca bir görev sayıyorum.
   Yine  bende düşünceleri olan,bunları öteden beri ifade etmeye çalışan ve yazan birisi
olarak bir katkım olacağına inanıyorum ebette..
   Siyaset yalnızca reklama ve tanınmaya yönelik bir çaba ve gayret değil öncelikle belli ve
halkın ihtiyaclarını seslendirecek inandırıcı,sorunlara ve çözümlerine hakim bir proğramın
halka duyurulması ve hayata geçirilmesi çabası ve bu çabanın halka tanıtımı için yapılan
bir propaganda-tanıtım-reklam- şeklinde olmalı diye inanıyorum.
   Yine İnanıyorumki,gerçekten biraz daha derli toplu bir proğram,biraz daha derinlikli bir
siyaset ve biraz daha halkla beraber bir çalışma üzerine bina edilirse çalışmalarınız hem
milletimize hemde partinize son derece büyük bir katkı ve fayda sağlamış olacaksınz..
   Bende bugüne kadar  bu demokrasi ile siyaset yapılmayacağı inancı ile aktif siyasetin
dışında ama her zaman sosyal problemlerin izleyicisi,kendine dert edineni ve içinde oldum...
   Öteden beri okurum,yazarım ve ülkemizin içinde bulunduğu zorluklara kafa yorar,her
vatanını,milletini ve ülkesini seven insan gibi,üzülür, bunalır.. bazen çaresizlikten isyan
eder ve çözüm  ararım sorunlarımıza...
   Ve yürekten istiyor ve arzuluyorumki  ülkedeki sorunlara,anlamsız dertlere,yolsuzluklara,
şu yada bu şekilde yobazlıklara ve binbir türlüsinden soytarılıklara kalıcı ve temelli bir
çözüm sunulsun..
   Yada bu çözümlerin ne olduğu en azında halka sunulsun ve gerçekten bir alternatif
bulsun  halkımız..

    Belki reklamsal yada gerçek bir örnek olarak,dünyanın bütün,zorbalıklarına ve çarpıklık-
larına meydan okuyan  bir Hugo Chavez  timsaline sonsuz bir ihtiyacı var ülkemizin..
    Bu Çerçevede Temel problemlerimizi,beş ana başlıkla özetlemek ve insanımızın asıl
sorunlarının ve beklentilerinin bunlara verilecek cevap ve getirilecek çözümler olduğundan
haraketle söylemlerimizi bu alanlarda yoğunlaştırarak topluma  güven vermenin gerekliliğini
ve seçimlede bu alanlarda gösterilecek inandırıcılığın asıl rölü oynayacağını  özellikle
belirtmek istiyorum..
 
        a. Devlet ve Demokrasi
   Temel problemimiz yada sorunların esas kaynağı,yönetim şeklimizde hoşgörü,uzlaşma,
başkalarının haklarına ve kişiliklerine saygı ve toleransı esas alan gerçek bir demokrasiyi
kültürümüze gereği biçimde dahil edemediğimiz ve içselleştirememiş olmamızdan doğmaktadır.
Bunun yerine güç,zorlama, şişirilmiş benliğe ve keyfiyete dayalı,avanelik ve yaranmanın
üstün tutulduğu,diğerlerini önemsememeye dayalı "ağalık-paşalık-beylik" anlayışını hala
içimizde yaşatıyor olmamızdadır sorunlarımızın temel nedeni.
   Asıl halledilmesi gereken,bu "kullar ve sahipler",üstün kişiler-efendiler ve onların tebası-
uşakları anlayışıdır..
   Israrla ve temel olarak belirtelimki,
   Devletin gücünün kaynağı halktır, Demokrasilerde tüm Güç Halkta Toplanır ve Halktan
gelir.
   Halktan ödünç alınan güç ve yetkilerin yine hiç şüphesiz,tartışmasız halkın isteği
doğrultusunda ve  “halk yararına” kullanılması zorunludur.
  Toplum ve devlet arasında böylesine açık ve anlaşılır olan “toplum sözleşmesi” dir
demokrasi..
  Bugün, devlet ile sivil toplum arasındaki var olan sözleşmenin “meşru” bir sözleşme
olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.
   Yani devletin ve demokrasinin temel niteliği meşru olmayan bir şekilde kurulmuştur..
   Tüm toplumun konsensüsü ve katılımıyla yapılmayan bir anayasayla...ve yine toplumun
suç/ceza anlayışına uygun kanuni düzenlemelerden yoksunuz.
   Bizim milletimiz  öteden beri, devleti kutsal bir olgu olarak görmüş, kamu görevlilerine ve
kamu örgütlerine yüce değerler atfetmiştir. Osmanlı Devleti’nden beri devam ede gelen
uygulamalarda da vatandaş hep devletin hizmetçisi rolünde olmuştur. Ve bu hizmetçi rolü
ile devleti sorgulama ihtiyacı hissetmemiş; "yaptığı işlerin hikmetinden sual olunmaz "
kabul etmiştir. Daha çok bu korku ve devlete zeval gelmemesi endişesini fırsat bilen kamu
görevlileri ise kamu hizmetlisi gibi değil, milletin"efendisi" gibi görmüşler ve halkın bu
zaafını sonuna kadar kullanmktan çekinmemişleridr.
    Az gelişmiş bütün ülkelerde olduğu gibi, bizdede genellikle kamu görevlileri itibarlı
kişiler olmuşlar ve  kendilerini/ tercihlerini üstün görmüşlerdir. Halk da bunlar ve bunların
gücü karşısısında kendilerini küçümsemiş yada çoğu zaman korkup çekinmişler, kamu
hizmetinden yararlanmayı vatandaşlık hakkından çok bir lütuf  ve ihsan olarak değerlendir-
mişlerdir.
   Siyasetçiler yada diğer "elit" ler,kendine verilen  yetkiyi kısa süre içinde bir
"aşiret reisliği" şeklinde yada kendi mülkünün sahipliği tarzında  algılayıp-dönüştürerek,
kimin adına görev yaptığını unutup,etrafındaki çoğu işe yaramaz avanelerinde rüzgarıyla,
şahışlarını  "yüce bir varlığa" dönüştürecek kadar kendilerini kaybetmişlerdir..
   "Seçilmiş diktatörlerimiz"in hiçbirinde bu hal pek fazla değişmemiştir..
 
    Tarihteki antidemokratik rejimlerde, taçlı devletlerde egemen olan zorbalık ve baskı
politikaları yoğunlaşan kudret tekelinin ürünüdür.Bu durum sadece baskıcı kral ve
diktatörlere özgü değildir. Bir elde toplanan,denetimi sureten yapılan ve laf olsun diye
hesap verdiğini söyleyen bizim iktidarlarımız,her koşulda insan hak ve özgürlüklerinin yanı
sıra demokrasinin de en büyük düşmanı olmuşlardır..
   Ve günümüzde geçerli olan ve uygulanan ilke ise şudur: “Tüm Güç Liderlerde ve
Hükümetlerde Toplanır ve Halktan Gelir.”
   İktidarlar demokratik bir seçimden ziyade (siyasi parti başkanları) bir kaç kişinin "ağa"lık
anlayışı ve düzenine dayalı ve bunu korumaya yönelik atanmış bir meclis ve yine aynı
şekilde tayin edilmiş yerel idareciler tarafından üstlenilmektedir.Halk hiç birşekilde kendini
temsil edecek bir meclisin oluşumda etkin olmamaktadır.Bunun aslı kesinlikle Liderler
Oligarşisi olmakta ama demokrasi diye yutturulmaya çalışılmaktadır..
    Şu anki meclisi; benimseyen ve içtenlikle milletvekillerini "bizim gerçekten temsilcimiz "
şeklinde algılayanların oranı, çıkar çevrelerini dışarda bırakırsak % 10 u asla geçmez..
Bunun neresi demokratik sistem ve bu nasıl "halkın kendi kendini yönetme" şeklidir..
    Müdahalelerin esas dayanağıda aslında burada aranmalıdır..Halk,kendisini 3-5 siyasi
parti başkanının yada 3-5 askerin yönetmesi arasında çok fazla fark görmemekte,
dolayısıyla hiçkimse seçmediği bir meclisi yada katılmadığı bir demokrasiyi yürekten
benimsemek yada sahiplenmek gibi bir duygu taşımamaktadır..Direnenler sadece siyasi
iktidardan yararlanan 3-5 bini geçmeyecek bir çıkar çevresi olmakta buda kimseyi-ne
müdahalecileri nede vatandaşı- çok ilgilendirmemektedir.
   Yönetim şeklini kendi usulunce ve kurnazlığı çerçevesinde bir despotizme dönüştüren
siyasetçiler,gerçek demokrasinin olmamasının, kendilerininde,dayanak ve meşruiyetle-
rinin kalmayacağı anlamına geldiğini anlamak istememektedirler..
   Şu an hala sahnede,"neden uzlaşalımki" türü ifadelerle dolaşıp kendini hakkı yenilmeye
çalışılan "kral-efendi" şeklinde algılayan liderlerin,demokrasinin ne olduğundan hiç
haberlerinin olmadığını bütün halkımız ve dünya tuhaf bir ilgiyle izlemektedir.
   Eğer sivil toplum düzenini -demokrasiyi-yeniden inşa etmek ve ....
   Eğer her geçen gün giderek gaspedilen hak ve özgülüklerimizi güvence altına almak
istiyorsak,halkın etkin katılımı ve gerçek değerleriyle şekillendirilmiş  gerçek bir 
ANAYASAYI “ Toplum Sözleşmesi”ni yeniden imzalamak zorundayız.
     Bu anlamda,
     Siyasi partiler bütünüyle halkın sesini yansıtacak şekilde yapılandırılmalı,en dipten
tavana kadar mahalleden lidere kadar halkın sesini yansıtmalı ve yönetime taşımalıdır...
Milletvekili "atamaları" rezaleti,parti şeflikleri ve lider despotizmi bir daha dönmemek
üzere yok edilmelidir.
    Siyasi partilerde halkın etkin katılımı ve denetimi sağlandığı gibi,
    Gerek merkezi yönetimde gerekse yerel yönetimlerde bütün siyasi partilerin karar alma
süreçlerine etkin katılımı sağlanmalı,iktidarlar yada yönetim makamları veya bürokrasi asla
halkın efendisi deği,aksine hizmetkarları  olmaları gerektiği gerçeğini içlerine sindirmeli ve
yönetim tarzı buna göre baştan aşağı yeniden yapılanmalıdır...
    Bunu gerçekleştirmek için gereken hertürlü yöntem ve uygulama hayata geçirilmelidir.
    Öncelikle iktridarın sadece en yüksek oyu almış bir partinin keyfi yönetimine
dönüşmesini engelleyecek bir sistem mutlaka kurulmalıdır.Çok partili koalisyonlarda eğer,
kişisel çekişmeler ve çıkar kavgaları yerine halkın etkin gözetimi ve denetimde çalışılırsa
son derece  kolay bir şekilde karar alabilmeleride mümkün olacaktır.
    Bu anlamda mutlaka seçim barajları tamamen kaldırılmasada % 5 lere düşürülmelidir.
İşin gerçeği,% 25-30 oy almış bir partinin iktidara konarak bütün bir toplumu kendi anlayış
ve düşüncesine göre yönetmeye kalkması ve üstelik "neden uzlaşaYIM"  gibi ir tavır
demokrasi kültürüne ne kadar uzak olduğumuzun en iyi göstergelerinden biridir.
   Devletin bütün birimleri,topluma karşı sorumludur,ve devlet halkın bütünüyle
denetiminde ve emrinde olmalıdır...
 

         b.Yerel Yönetimler -Demokrasinin Çekirdeği-

     Demokrasinin çekirdeği yerel yönetimlerdir..Keza yerel yönetimlerde mutlaka sürekli
olarak halkın katılımı ve denetimi sağlanmalı, gerek yerel gerekse merkezi yönetimlerde
azletme veya yetkiyi geri alma müessesesi mutlaka konulmalı ve yerleştirilmelidır,.
    Yerel yönetimler halkın yönetime katılmasını sağlayan ve halka kendi kendilerini
yönetme  erdemi kazandıran en önemli kuruluşlar olmalarının yanında, demokrasinin
en etkin bir şekilde hayata geçirildiği kuruluşlardırda.
    Yerel yönetimler,hem “gerçek bir seçme süreci”nin hem de etkili bir halk denetiminin
gerçekleşmesini sağlamaktadırlar..
    Demokrasi kavramının temel gerekleri olan halk katılımı, çoğunluk ilkesi ve seçmenlere
karşı hesap verme sorumluluğu gibi değerlerin yerel yönetimlerde hayata geçirilmesi ve
demokrasi kültürünün bu şekilde oluşturulması daha kolaydır.
   Demokrasi en yalın tanımıyla halkın kendi kendini yönetimidir. Yerel yönetimler halkın bu
imkânı bulabilecekleri ve kullanabilecekleri kuruluşlar olarak demokrasinin tabandan
tavana yayılmasını sağlarlar.
   Mahalle heyetlerinin kurulmalıdır..muhtar ve en yüksek oyu almış olan muhtar adayları,
azalar,mahalle din görevlisi,okul müdürlükleri temsilcisi ile sokak temsilcileri (ve bu temsil-
ci seçilmemişse mutlaka kura ile belirlenen bir başka temsilci) ile mahalle heyetleri
oluşturulmalı ve belediyelerin asıl çekirdeği bu heyetler olmalıdır. Bu heyetler in temsilcile-
ri aktif olarak belediye çalışmalarına katılmalı ve söz sahibi kılınmalıdırlar.Keza ülke
yönetimine kadar buna benzer yapılanmalar ve kurumlar oluşturulmalı ve halkın kesinlikle
etkin katılımı ve bilgi sahibi olması sağlanmalıdır.Bunların zaman kaybına yolaçtığı yada
pratikte etkinliği olmadığı iddiası "keyfi" yönetim arzuları ve halkı-demokrasiyi ihmal etme
sevdasından başka bir şey değidir.
   Şüphe yokki benzer uygulamalar gelişmiş her ülkede vardır ve bizde belli  zaman
alacaktır yerleşmesi..Ancak başlamadan hiçbirşeyi geliştirebilmenin mümkün
olamdığıda bir gerçektir.
   Bütün kural ve kanunlar gibi bu veya benzer kanun ve kuralların uygulanmadığı gibi
bir husus hukuk devletlerinde olamaz ve olmamalıdır..
    Gerçektende, “yerel yönetim kuruluşları özgür ulusların gerçek gücünü oluşturur".
                       c.Yolsuzluklar
    Toplumun hızla değiştiği dönemlerde ahlak kuralları da bu değişimin sonucu olarak
sarsılmaya başlamakta,toplumda kaynaklar ve fırsatlar eşit olarak dağıtılmıyor ise,
yasadışı faaliyetleri önleyeceği düşünülen ahlaki normlar etkinliğini yitirebilmektedir.
Topluma hakim olacak işbitirici ahlak anlayışı, ahlak sisteminin bozulmasına ve hukuk
sistemini zaafa  uğratan yapıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.”
   "Toplumdaki bozuk gelir dağılımının getirdiği bu süreçte,kendi emeğiyle yükselmekten,
hayatını geçindirebilmekten ümitli olmayanlar kendi değer yargıları ile kendilerinden birkaç
kez daha üstün hayat standardında yaşayan toplum kesimlerinin hayatına olan özlemleri
arasında sıkışıp kalmaktadırlar. ..
   İnsanlar neden ben de zengin olmayayım düşüncesiyle değer yargılarını geri plana itip,
yolsuz davranışlarla kendilerine çıkış  yolu aramaya çalışmaktadırlar."
   Vatandaş  genellikle karşısındaki kamu görevlisinden çekinmekte, onu kendinden üstün
görmekte, kamu işlemleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunmamakta, devlet dairesinde
işlerinin geciktirileceği endişesini taşımaktadır. Bu şartlar altında çoğu zaman rüşvet
vererek görevliye yakınlaşmak, iyi muamele görme olanağı yaratmak, gecikme endişesini
gidermek istemektedir.
    En genel anlamıyla yolsuzluk kamu gücünün özel çıkar elde etmek için, kamu görevlisi
tarafından kötüye kullanılmasıdır.
   Kamu yönetiminde etkin ve bağımsız gerçek bir denetim organizasyonun olmaması,
kamuyu siyasi iktidarların "çiftliği" şeklinde algılamaları ve şu anki denetim sistemininde
sureten var olması yolsuzlukları önlenemez hale getirmektedir....
   Siyasal partilerin iktidara geldikten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan
“üst düzey bürokratları” görevden almaları ve bu görevlere akrabalarını, eş-dostlarını ve
partililerini atamaları ve bütün ülkede siyasi yandaş ve eş-dost kayırma şeklinde bir
yöntemle kamu kurum ve kuruluşlarında etkin olmak arzuları, gerek kamu kaynaklarının
gerek kamu yönetiminin yağmalanması sonucunu doğurmaktadır..
   Türkiye’de hükümetler, devlet gücünü tekelinde bulundurma ve bürokrasiyle, hukuku
kontrol etme hakkına sahip olduğu inancıyla, ülkedeki yerleşik kuralları kendi politikalarına
uydurmak yada keyfi yönetim tarzını oluşturmak amacıyla, sonu gelmez bir biçimde
değiştirip yeniden tanımlamaya çalışmaktadır
   "Siyasal iktidarlar, kamu personeline ilişkin olarak “yeterlik sistemi” ilkeleri yerine
“siyasal yağma” ve “ganimet sistemini” yeğ  tutmuşlardır.
   “Denetim işlevi de, hemen hiç işlememektedir. Yapılan denetimlerde büyük ölçüde
işlerin yasa ve kurallara uygun olup olmadığı (biçim) üzerinde durulmakta, ama verimlilik
ve etkililik  yönünden bir değerlendirme yapılmamaktadır.
   Yazılan raporlar, incelenerek değerlendirilip gereği yerine getirilmedikçe anlamsız
kalmaktadırlar. ....
   Yapılan bir araştırmaya göre yabancı ülkelere yerleşmek isteyen vatandaşlarımızın
oranı %46’ya, umudunu kesenlerin oranı da  %29.6’ya yükselmiştir.
   Halkın güvensizlik nedeniyle ekonomiye aktarmadığı ve yastık altında tuttuğu para
miktarının 70-80 milyar dolar olduğu ifade edilmekte,
   Dünya Bankasının bir raporunda, her yıl kamu ihaleleri yoluyla 5 milyar doların
üzerindeki bir paranın, politikacılar ve bürokratların şahsi hesabına yattığı belirtilmektedir
   Yine başka bir rapora göre, kamu ihalelerinin %15 inin; bağış, komisyon vs. isimler
altında ilgili kişilere ödendiği belirtilmektedir.
   Miami’de 10 bin Türk’ün ev aldığı, sadece son iki yılda 5 bin Türk’ün daha gayrimenkul
aldığı, yine Florida da Türklerin 1.5 milyar dolar civarında gayrimenkul aldığı medyada yer
almıştır.
    
   Cumhurbaşkanı tarafından işlem yapılmak üzere Başbakanlığa 49  yolsuzluk dosyası
gönderilmiş, bunlardan Ziraat Bankası ile ilgili 5  dosyanın gereğinin yapılması için
Başbakanlıkça izin verilmemiştir.
         Yolsuzlukların önüne geçilmesi için,acil olarak,
   Yerel yönetimlerin ve bunlara ait iktisadi işletmelerin tüm mali işlemleri,muhasebe
standartlarına dayalı olarak ve tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi ve
raporlanması gerekir.
   Yerel yönetimlere ait tüm menkul ve gayri menkul varlıklarının fiili envanteri yapılmalı
ve muhasebeleştiril erek kayıt altına alınmalıdır.
   Yapılan denetimlere ait sonuçlar, kamuya açıklanmalıdır.
   Denetim birimleri ile yargı organları arasında iletişim ve iş birliği sağlanmalıdır.
   Raporlamada,denetimde ve mali kapasitelerinin ortaya konmasında, 3568 sayılı yasaya
göre ruhsat almış meslek mensuplarından yararlanılmalıdır.
   Bütün belediye meclislerinde, mutlaka meslek odalarından yararlanacak bir yapı
oluşturulmalıdır.
     
   Son 20 yılda yolsuzluk, rüşvet, kara para ve diğer yasa dışı  yollarla  ülkenin kayıp ettiği
gelir  miktarı 400 milyar  dolara yakındır.
   Yapılan bir araştırmada dış yatırımcıların %63’ü yolsuzluklar  nedeniyle ülkemize gelmek
istemediklerini belirtmişlerdir
   Yurtdışındaki Türk işçilerinin ülkemize her yıl gönderdikleri ortalama  3.5-4 milyar dolar
birikim sırf güvensizlik ve yolsuzluklar nedeniyle artık gelmemektedir.
 
                    d.Adalet ve Hukuk sistemi
    Adalet ve hakların doğru şekilde belirlenmesi ve korunması,toplumsal düzenin en
belirleyici unsuru olduğunu söylemek bile gereksizdir.
    Türk milleti adına karar veren hukuk adamları,Türk milletinin duygu,düşünve ve
kanatlerini bilmeli,içselleştirmeli,özümsemeli ve hukukun esasın bu olduğu gerçeğine
uygun şekilde kararlar almalıdırlar....Keza Türk milleti adına karar vermeleri istenilen
hukuk düzenide yine halkın etkin denetimine tabi tutulmalı ve hukuk adamlarının keyfi
yada zorlama kararlar almaları engellenmelidir.Nasılki,hükümetler,parlemento halk
tarafından denetlenmeli ise Yargı da aynı şekilde halka hesap vermeli ve
denetlenmelidir..Hukuk sistemimizde yaşanan karmaşa-kargaşa ve güvensizliğin
temelinde de yine,hakim ve savcıların "elitist" ve kuralları halkın normlarını yeterince
dikkate almayan tavırları yatmaktadır.Keza yine siyasilerin Adalet sistemine karşı
zaman zaman aldıkları "siyasi-yandaş" çıkarını gözetmeye ilişkin tutumlarıda bu
konuda etkili olmaktadır.
    Hukuk, toplumun hak ve suç olduğuna dair ortak değerlerini yansıtmalıdır...Aksi
taktirde,hukuk olmaktan çıkar keyfi yada "laf olsun adaleti" yer edinir..Örneğin, bir
simit çalana 6 yıl hapis cezası verilirken ülkeyi soyan despotlar krallar gibi dolaşırlar...
    Adalet sistemine halkın katılımını sağlayacak bir mekanizma içinde halkın vicdanını
yansıtacak bir jüri sistemi yerleştirilmelidr.
    Keza bu alanda uzayıp giden davaların adaletin aslına ters düştüğü gerçeği herkesce
bilinmesine rağmen ...kesin çözümler alınmalıdrı.
    Yargıçlar tam bağımsız olmalı ama kararlarda performans ve tutarlılık ölçüsüne göre
denetletmelidir..Demokrasilerde ne ayrıcalıklı bir sınıf nede dokunulmaz bir kimse vardır..
    Adaletin olmadığı yerde (insani değerlerin) insanlığında olmasını beklemek boşuna bir
ümittir..
    Günüzümde hak ve haksızlıklar ,suç ve masumuyet birbrine karışmıştır.....

                     e.Sosyal Güvenlik
    Esas itibariye demokrasininde toplumsal huzur ve ahlakında hukukunda bozulması
ve düzelmesinin temelinde yatan en önemli unsur,insanların yarınlara olan güvensizliği,
işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik yatmaktadır.
    Bu güvensiz ve adaletsiz-hukuksuz ortam,insanların kültürlerine uygun yaşamalarını,
dürüst davranmanın erdemliliğini,inançlarını velhasıl kişiliğin esas değerlerini ikinci
plana atarak,bir an önce güvenli bir dünya -hayat a sahip olma yolunda olmadık yollara
sapma eğilimlerine yol açmaktadır..
    Başkalarının kulu-kölesi olma,boyun eğme,yalakalık ve yağmacılık,yalan ve yolsuzluk
velhasıl ne gerekirse yapıp bir an önce kendi kişiliğini kimliğini koruyacak bir güvenli
ortama ulaşma isteği, bütün bozulmaların temel nedeni olmaktadır..Bu anlamda
Topyekün bir yöneliş bütün toplumsal bağları ve değerleri alt üst etmekte ve bir kez
kaybedilen değerleri tekrar kazanmak ise şüphesizki sanıldığı kadar kolay olmamaktadır..
    Bu durum,tüm toplumsal hayatı karmaşık hale getirmektedir..
    Bunu çözmenin yolu ise...
    Toplumun özgürleşmesi,yarınlarına duyduğu güvensizliği ve korkuyu yenmesi için
hertürlü düzenlemeler yapılmalıdrı.Sosyal güvenlik sorununun çözümü toplumun başını
dik tutabilmesi ve kişilikli davranabilmesi,yaşayabilmesi için en temel unsurdur...  
    Belki sizinde verdiğiniz sözlerin birçoğu halkın büyük bir kesimine inandırıcı gelmeyebilir...
(Ancak burada şunu belirtmek isterim ,eğer sosyal güvenlik payını yüzde % 3 işsizlik % 5
sosyal güvenlik (Ve buna her dinin benimsediği şekilde yoksullara destek anlamına gelen
zekat anlayışını eklemlerseniz)  şeklinde getirir ve vergileri alabildiğine düşürürseniz  hem
halkın temel güvencesini sağlamış hemde dediklerinizin birçoğunu yapma fırsatı bulabilmiş
olursunuz diye inanıyorum..)
   Sosyal güvenlik sorunu çzöüldüğü taktirde,ve bu anlamda ,fertlerin yarın endişeleri,
sağlık sorunlarında kaynaklanan korkuları,işsizlik problemleri halledildiği taktirde...
demokrasinin temelinide sağlam bir zemine oturtmak mümkün olacaktır.Çoğu zaman
insanlar,kendilerine veya iş bulabilme kaygısıyla veya güvensiz ortamı aşabilme
ümidiyle eş-dostun olduğu bir partiye inanmasalarda oylarını  vermektedirler.
   Bu sorun hallediği taktirde vatandaşlar,oylarını ve eleştirilerini serbestçe ve hür
iradeleriyle kullanabilecekler ve sistemin en önemli unsuru tamamlanmış olacaktır..
       Sonuç olarak...
 
      Devletin güç ve yetkilerini sınırlamayan ve bununla birlikte vatandaşların hak ve
özgürlüklerini güvence altına almayan,halkın etkin katılımı ile oluşturulmamış  hiç bir
anayasa meşru değildir.
    Devlet halk egemenliğine dayalı bir kurum olmalıdır. Millet, kendini yönetecek
temsilcilerini serbest seçimler yoluyla belirleyebilmeli ve yönetime katılabilmelidir.
    Devletin varlık sebebi  bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin korunmasıdır.
    Kutsal olan devlet değil, insandır ve onun hak ve özgürlükleridir.
    Devlet, katılıma dayalı bir kurum olmalıdır. Vatandaşların, devlet yönetimine
katılımını özendirecek tekniklerin (referandum, halk girişimi, halk vetosu, geri çağırma
hakkı vs.) uygulanmasına önem verilmelidir. Yarı doğrudan demokrasi, halkın yönetime
katılmasını sağlayacak yegane siyasal sistemdir.
   Devlet sosyal consensus’a dayalı bir kurum olmalıdır. Devletin meşruiyeti için ilk ve
temel şart  sosyal mutabakattır.. Devletin gücünün kaynağı toplum ve bütün insanlardır.
   İnsanlar iyi bir devlet yönetimi için gerekli ilkeleri katılımcı ve uzlaşmacı yollarla tespit
edebilirler ve böylede olmalıdır.
   Daha iyi bir devlet için ilk yapılması gereken; devletin görev ve fonksiyonlarının
çerçevesinin ve sınırlarının çizilmesidir.
   “Yönetimde açıklık”, “yönetime katılma”, “sivil toplum”, “denetim ve hesap verme
sorumluluğu” gibi unsurlar belirgin bir şekilde öne çıkarılmalı ve mazaretsiz uygulanmalıdır.
    Devlet yönetiminde açıklık/şeffaflık sağlanmalıdır. Vatandaşların devlet yönetimi
hakkında bilgi edinme ve bilgiye ulaşabilme haklarının anayasal ve yasal normlarla
güvence altına alınması gereklidir.
   Devletin sahip olduğu güç ve yetkiler tek bir elde toplanmamalı; yasama, yürütme ve
yargı organları arasında gerçek anlamda dağıtılmalıdır. Devletin sahip olduğu güç ve
yetkiler merkezde toplanmamalı; bir kısım güç, yetki, görev ve fonksiyonlar yerel
yönetimlere ve diğer devlet birimlerine aktarılmalıdır.
   Hükümetlerin harcama, vergileme, borçlanma ve para basma yetkilerinin çerçevesinin
anayasal ve yasal normlarla sınırlandırılması önem taşımaktadır. Devlet, tüm
vatandaşlarının her türlü sorunlarını çözecek bir kurum değil, gözetilmeye ve korunmaya
muhtaç kimselere yardım ve destek sağlayacak bir kurum olmalıdır.
   Devlet, yönetiminde liyakat sistemi kesinlikle geçerli ve ebediyen hakim olmalıdır.
Kamu görevlilerinin istihdamında kayırmacılık değil, bilgi, beceri ve yeteneğe dayalı
liyakat sistemi uygulanmalıdır.
   Demokrasisi gerek merkezi gerekse mahalli anlamda oturmamış,-halkın etkin katılımı-
olmayan.yolsuzluk,adam kayırma ve "bitirim ahlakı ve kültürü"nün  hakim olduğu..Sosyal
güvenlik sistemi tatmin edici ve güven verici olmaktan uzak,adaletin gecikmeksizin ve
değerlerine uygun şekilde yerine getireceğine dair inancın iyice azaldığı ve insanların
haklarının korunacağına dair yeterli güven ve inançlarının olmadığı bir düzen,sistem,dünya
ve hayat hiç şüphesizki yaşanılması zevkli olmayan,çile ve gözyaşı dolu,keşmekeşliğin ve
hertürden anarşinin hakim olduğu bir hayat ve dünya olacaktır.
   Tüm bunlar için halkın etkin katılımı,meslek kuruluşları,odalar,send,kalar,üniversiteler,
muhalefet ve iktidar partileri temsilcilerinin,emniyet ve askeri birim temsilcilerinin ve
yargıçların (yani halkın aslının bizzat varolduğu) yer aldığı bir "Üst Denetim ve Ahlak
Kurumu" oluşturulmalı..
   Tüm devlet erki  bu kurumun gözetim ve denetiminde yürütülmelidir.Bu Kurum
kesinlikle Özerk ve Anayasa Mahkemesi,Yargıtay,Danıştay;sayıştay,Cumhurbaşkanlığı,
Başbakanlık ve benzer kurumların nezaretinde ve gözetiminde  RTÜK 'ün atanmasına
benzer bir usülle belirlenip Yine benzer bir yöntemle bütün ülkeye yayılmış bir sistem
unsuru ve buna paralel bir örgüt ve bütçe ve yaptırım gücünede sahip olmalı;aynı
zamanda çalışmaları ve etkinlikleri hakkında detaylarıyla sürekli olarak bülten
yayınlamalı,bu konularda her kesimin sorunlarını dinlemeli ve sorularını direkt olarak
cevaplamalıdır.
   Bu tür bir denetimi istemeyen siyasiler yada basın veya bürokrasi gibi başka kesimler
bilinmelidirki,demokrasi ve halka hizmet amacıyla değil,keyfi bir saltanat amacıyla
yönetim heveslisi ve asıl olarak "ağa"lık özlemi içindedirler.
    Tüm bu sorun ve çözüm yollarına dair  görüş ve önerilerimi batı ülkelerindeki
uygulamalarla birlikte dosyalar  halindede gerektiğinde  sunabileceğimi ayrıca belirtmek
isterim.
 
    Bu vesileyle   tekrar başarı ve sağlıkla, cesaretinizi yitirmeden yola devam etmenizi...
en azından "devletin ve bütün ülkenin gerçek sahibi" olduğunu ısrarla halka anlatmanızın
bile son derece önem arzettiğini belirtir...
            Saygı,selam ve sevgilerimi sunarım..                    
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

DEMOKRASİYE MÜDAHALELERİN NEDENLERİ ÜZERİNE..

14/5/2007 (Kategori: Belirtilmemiş)

 Yaklaşık 85 yıldır kurmaya çalıştığımız ve 55 yıldan bu yana ise,
çok partili hayatla yaşatılmaya çabalanan demokrasi serüvenimiz,yaklaşık
10 yılda bir neden müdahale ve zorlamalarla karşılaşmaktadır.iyi tahlil
edip doğru anlamadığımız sürece ne müdahaleler bitecek, nede müdahaleci-
lerin haklılık payları ortadan kalkacaktır.
   Öncelikle bilmek ve kabul etmek gerekirki,demokrasi,zaten toplumsal
yaşayışımız ve kültürümüzün bir sonucu değil,belli zorlamalarla sosyal
hayatımıza girmiştir.Yani demokrasi içimizden gelerek ve yaşayarak
ulaştığımız bir sistem değildir esasında.Bu tespiti yapmak, "demokrasiye
neden geçtik" demek değildir elbette.Tanzimatla belirginleşen süreçte,
azınlık -insan-  hakları adına belli dış zorlamalarla, hak ve hürriyet-
lerde bir açılım sağlanmaya çalışılmış,devamında,Cumhuriyet' le yönetim
tarzı belli şekilde değişmiş ve yine ikinci dünya savaşı sonrasında batılı
devletlerin zorlamasıyla çok partili döneme  geçilmiştir.
   Şüphe yokki,ülkede birden fazla partinin var olması ve iktidarların
değişmesi demokrasinin varlığı anlamına gelmemektedir.Veya demokrasi,
işbaşına gelenlerin seçimle olduğu bir sistemle sınırlı değildir.Bu hususu
tam olarak içselleştirmeliyiz.Seçim yapılıyor olması,sadece demokrasinin
suretinin varlığı anlamına gelmekte gerçekte ise gerek yönetim tarzı gerekse
insan hak ve hürriyetleri açısından fazla bir şey ifade etmemektedir.
   Bu nedenlede, gerek "a" partisi, gerekse  "b" partisi iktidara geldiğinde,
değişen fazla bir şey olmamaktadır.Yönetim tarzımız,"hikmetinden sual olunmaz"
krallık/padişahlık ve ağalık/beylik/paşalık dokusunun telleri üzerinde
sürdürülmektedir.İktidarı ele geçiren herhangibir parti veya partiler yada
askerlerin -diğerlerine- aldırış etmeme tavrında ciddi bir değişiklik
olmamaktadır.
   Sivil iktidarlar ele geçirdikleri fırsatları sonuna kadar ve hak ve hukuka
uymasada, belli kurallara uygun şekilde değerlendirmek te görünürde kamuoyunu
bilgilendirmekte iken, (yinede mukayese etmek istemiyoruz ama ) askeri
yönetimlerin tavrında da çok belirgin bir farklılık görülmemekte, sadece askeri
yönetimlerde daha zorlamalı bir tarz uygulandığından,doğal olarak, iç ve dış
sermaye daha fazla tedirgin olmakta ve yatırım ve gelişme durmaktadır.
   Yine iktidarların keyfiliği,gerçekten hesap verme ihtiyacı duymaması,hizmet
değil ağalık yapma ve hükmetme heves ve alışkanlığı ve en önemliside ülkeyi
yada "kendi mülkünü" yağmalama hastalıkları değişmemiştir.Hükmetme kültürü-
müzde aynı zamanda "sınırsız bir hürriyet ve keyfilik" alanı sağlayan bir
ulu-kutsi kişilik,kusursuzluk,eleştirilememe zırhıda kısa sürede ve özellikle
avanelerimizce üstümüze giydirilmekte ve görme yeteneğimizde yokolmaktadır.
     Bunun sonucu olarak,iktidara gelenler,öncelikle gerek ulufeden mahrum
bırakma endişesi ve baskısıyla gerekse hukuka dayanmayan kurallarıyla parti
içi muhalefetin haklarını ve fikirlerini kısıtlamakta,yine benzer endişelerle
basının sesini kısmakta ve muhalefeti de hiçbir şekilde kaale almayarak,her
türlü eleştireden uzak ve (şak-şak) alkışlar arasında "pembe" yollarına
devam etmektedirler."BUna biz uymuyotuz" diyen bir siyasi parti yada lider
varsa,derhal kendi partilerinin internet sitesini açıp,ilk anda neyin göze
battığına bakınız yeter.
   Eleştiri kültürümüz,"daha iyiye ulaşmaya yönelik bir arayış" şeklkine
zaten oturmamış,ve daha çok bir hakaret becerisi ve aşağılama şeklinde
algılanıyorken, tamamen yok edilmesiyle demokrasinin temelini aslında
"ağa" lık sevdalısı siyasi iktidarlar oymaktadırlar.
   Demokrasinin,yalnızca kendi iktidarımızı korumak için savunacağımız
bir sistem şeklinde algılanması ne kadar acı,ironik ve çarpık bir anlayıştır.
   Tıpkı din ve laiklik iddialarında olduğu gibi,demokraside hangi hedef
ve bakış açısı benimsenmişse ona uygun hatlar öne çıkarılarak çarpıtılmakta
ve "işine geldiği gibi" takdim edilmektedir.Bu son derece sahte ve ikiyüzlü
bir anlayışı getirmekte ve bunun sonucu olarakta dağınık bir sosyal yaşayışa,
çürümeye,değerlerin yok olmasına  ve çözülmeye yol açmaktadır.
 Bütün bu heves ve keyfilikler, yönetme kültürümüzden temzilenmedikçe,
ne müdahaleler bitecektir,ne hak ve hukuka uygun bir düzen kurulabilcektir,
nede demokrasinin  yerleşmesi mümkün olacaktır.  
   Öte yandan yağma kültürümüzün temelinde ayrıca demokrasiye olan inançsız-
lığımız ve topluma ve hak ve hukuka olan saygısızlığımızın yanısıra sosyal
ve ekonomik sistemdeki güvensizliği gidermeyen  yapıyıda gözardı etmemek gerekir.
   Bu husuları ifade ettikten sonra müdahalelerin özünde yatan nedenleri
daha ileri anlamda ele almak mümkündür.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

« BİR ÖNCEKİ SAYFA :: »
online Sosyal&Güvenlik Platformuna Katılın

SİTENİZE EKLEMEK İÇİN

Canlı Radyo Dinlemek için Tıklayın

Canlı Tv İzlemek için Tıklayın

Online E-Devlet Hizmetleri
TC Kimlik No
Vergi Kimlik No
SSK Hizmet Dökümü
İnternet Vergi Dairesi
Motorlu Taşıtlar Vergisi
Telefon Rehberi
ÖSYM Sınav Sonuçları
ÖSYM Sınav Sonuçları
Diğer Sınav Sonuçları
ÖSYM Sınav Takvimi
E-Devlet Linkleri:
Devletim.com
Online Hizmetler
Milli Eğitim Bakanlığı
Üniversiteler
Sağlık Bakanlığı
Emeklilik Hizmetleri
Hukuk ve Adalet
Emniyet Hizmetleri
Ekonomik ve Mali İşler
İş ve Eleman Arama
Genel Devlet Kurumları
Bakanlıklar
Valilikler
Belediyeler
Kaymakamlıklar
Siyasi Partiler
Silahlı Kuvvetler
Sivil Toplum
Engelli Sayfaları
Elçilik - Konsolosluklar
Avrupa Birliği
Haber Kaynakları
umutcocuklari
...
Psikoloji Sözlüğü